Benim Hayal Defterim

DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN

   19 yıl oldu. Her doğum gününde yaşasaydın kaç yaşında olacağını hesap ettim durdum. Sessiz bir köşeye çekilip mutlaka her sene bir süreliğine de olsa hatırlamaya çalıştım birlikte büyüdüğümüz yılları: şarkıları, sevinçleri, aşkları, göz yaşlarını. Hayalimde yaşlandırdım seni; Mesela gözünün kenarına çizgiler koydum, bakışlarını biraz soldurdum, biraz kilo aldırdım, omuzlarına  şelale gibi dökülen o kumral saçlarını biraz seyrekleştirdim, pembe yanaklarını hafifçe soldurdum, hatta bir yakın gözlüğü taktığım bile oldu sana; ama ne yaptıysam yok edemedim o masum güzelliğini. Yaşlandıramadım anılarıma çakılı kalmış 32 yaşındaki halini sonra  anladım ki, sen yaşlanabilseydin eğer yine güzel, yine zarif bir kadın olacaktın.

   Doğum gününü kendi başıma kutladığım 2 Temmuzlar son yıllarda canımı eskisinden fazla acıtır oldu. Senli günleri hatırlamaya çalıştığım her doğum gününde, o uzak kristal dünyada ışıl ışıl parlayan, henüz hiç bir kaybın yasını tutmamış çocukluğumuza bakıyorum canımı yakan bir hasretle, kulaklarımda çınlayan çocuk seslerimizi, bağırışmalarımızı, şarkılarımızı duyuyorum.  Geçmiş ümitsiz bir aşk gibi acıtıyor içimi. Seni hala çok özlüyorum çocukluğumun küçük kızı. Sonra hayallerimiz geliyor aklıma, geleceğe yazdığımız mektuplar… 

   Son 20 yılda olup biteni geçiriyorum aklımdan. Her sabah gazeteleri okuduğumda içine düştüğüm çıkmazı, kimi geceler başka başka ülkelerde yaşamanın nasıl olacağını düşündüğüm korkulu  anları, çocuklarımı içimde derin bir endişeyle büyütmeye çalıştığım bu şansız ülkeyi ve işte o zaman ağlıyorum kaybolan masumiyetimize, yaşadığım hayal kırıklıklarına ve   diyorum ki tam da gittiğinde bozulmaya başladı her şey. Güzel hatıralarla gittin sen. Neyse ki görmedin tüm bu üzücü gelişmeleri. Görseydin sen de şaşardın benim gibi üstelik şaşırmakla kalmaz, tanıdığın sevdiğin herkesi yanına alıp kaçırmayı isterdin buralardan.

  Defne’nin bir gece yatağında oturmuş çılgınlar gibi ağlarken bana söylediklerini duyduğumda  daha iyi fark ettim bunca yıl içinde yaşadığımız yalanı.

“Hayat hiç de senin bana anlattığın gibi değilmiş” diye ağlıyordu Defnem. Ne cevap vereceğimi bilemedim. Öyle çaresiz hissettim ki…

Aslında hayat tam da benim Defne’ye anlattığım gibi olmalıydı.

Hayallerimizinin gerçek olmasını beklerken yaşadığımız o güzel yılların bir hayal olacağını hiç düşünmemiştim.

 

SÖZ

DSC_7385

   Özledim. Pazar sabahları kuş cıvıltılarıyla uyanmayı, dört yanı yeşil yaz günlerini, hanımeli kokan bahar akşamlarını, mangaldaki alevin kokusunu, çocukların dört bir yana koşuşturmasını çığlık çığlığa, akşam yattığım yerden karanlıkta yanıp sönen  ışıklarıyla geçip giden uçakları seyredip hayal kurmayı, ağustos böceklerinin hiç susmayan şarkılarını, kaygısız akşamüstlerini, hatta verandadaki tentenin direğine konup dakikalarca beni göz hapsinde tutan peçeli baykuşu bile özledim.

   Arada bir  uğrayıp hüzünlü yalnızlığın kokusu sinmiş  odalarını gezerken söz veririyorum güzel evime:  “Göreceksin eskisinden de güzel olacak her şey. Döneceğiz yeniden, kahkalar bağrışmalar eksik olmayacak odalarından. Bahçenin ağaçlarında büyüyen erikler, kirazlar, elmalar reçel kavanozlarına dolacak yeniden, katmer güllerin genç kızımın odasını, misafir sofralarımızı süsleyecek. Nişanlar, düğünler yapacağız mis kokulu bahçende. Mutluluk için kalkacak kadehler Defnem üniversiteyi bitirdiğinde, Erenim üniversiteyi kazandığında.”

   Yaşama sevincini ve masumiyetini hızla kaybeden güzel ülkemde hayal kurmak, umut etmeye devam etmek…

 


!

Kış

   Sabah uyandığımda her yer bembeyazdı.

   Bir torbaya doluşturduğum hüzünlerim, hatalarım, hayal kırıklıklarımla çıktım yola. Biraz kendimle yalnız kalmaya ihtiyacım var anladım.  Aylardır buz kesti yüreğim,  biraz da bedenim üşüsün kocaman ıssız evimde; çoktandır kapısını açmadığım, güzel günlerimin güzel evinde son bir yılın hesabını kapatmayı planladım. Ateşin karşısında oturup, evin sağından solundan gelen onca sese aldırmadan, korkmadan,  uzun uzun ağlayıp, sonra mutlu bir anıyla, bir cümleyle teselli olmayı planladım. Hikayemi en baştan okumaya, kendimle barışmaya kararlı çıktım yola.  Sevdiğim kitaplardan birini bir kez daha okurum belki diyordum ki, ruhum satırlar arasında gezinemeyecek kadar tutsak kalmış son bir yılın paramparça umutlarında, yarım yamalak mutluluklarında anladım.

   Çocuklar bir gün meyve yemeseler bir şey olmaz. Eren süt içmeyiversin bir kaç gün, dişini fırçalamadan yatsın. İyi bir anne, iyi bir eş, iyi bir…… olmaya çalıştığım yıllar boyunca beni gerçekten neyin mutlu ettiğini ya da edeceğini hiç sormamışım kendime.  Hayat geçiyor telaşına mı kapıldım, yoksa etrafımdakileri mutlu etmek için giriştiğim her çabada  daha mı cok hırpalandım bilmiyorum. Belki de yüzüme hayran bakışlarını dikip saçlarımı okşayan küçük Eren’i, bacaklarıma sarılan küçük Defne’yi  özlüyorum. Koşulsuz sevilmeye hasret kaldım galiba. Birilerinin kahramanı, prensesi olma duygusunu özledim.

  Bu kış çok soğuk geçiyor. 

NORVEÇ FİYORTLARI

İsveç’ten Oslo’ya döndüğümüz akşamın hemen sabahında trene binip “Norway in a nutshell’ turuna çıktık.

myrdal

4-5  saatlik bir tren yolculuğu bizi Myrdal’a getirdi.

myrd

Myrdal’da indiğimiz yerden 15-20 dakika sonra eski, sevimli Flam trenine(Flamsbana) bindik. Tren’de oturma düzeni erken gelen oturur şeklindeydi 🙂 20 km’lik yol boyunca nefis dağ manzaraları seyrettik.

myr

Tren Kjosfossen’de 15 dakikalık kısa bir mola verdi. Herkes bu muhteşem çağlayanın önünde fotoğraf çektirdi. Bu fotoğrafta görünmüyor; ama tam trenin durup insanların dışarı çıktığı anlarda hafif bir müzik eşliğinde bir kadın çağlayanın durgun bir yerinde dans etti.

flam30

Flamsdalen

flam

1 saatlik tren yolcuğunun sonunda Flam’e geldik. Yarım saat içinde Fish and Chips’le karnımızı doyurup, gemiye atladık.

fi2

Aurlandsfyordu boyunca yol alırken gerçekten harika bir doğayla içiçeydik.

fi1

Martılar kıyıdan iyice uzaklaşana kadar eşlik ettiler bize.Tabii hiç bir şey karşılıksız değil. Biz onların fotoğraflarını çekerken onlar karınlarını doyurdular.

fi3

Aurland

fi4

Fyordlarda kayaking yapmak ne zevk.!  Kayakların kanolardan farkı oturma yerlerinin kapalı olması, belki bir kaç fark daha vardır.

fi5

Bu müthiş konrast doğanın içinde kırmızımsı boyalı evler çok dikkat çekiyor. İskandinavya’nın genelinde en çok kullanılan dış cephe rengi. Falun kırmızısı diyorlar bu renge. Ahşap ev ve ambarları bu renge boyuyorlar. İsveç Dalarna’daki Falun bakır madenlerinden çıkmış bu renk. Ahşabı çok iyi koruduğu için 16. yüzyılldan bugüne popularitesini korumuş falun kırmızısı.

fi6

Böyle bir doğaya tanık olduğunuz anlarda etrafınızdaki onca insanın sessizliği inanılmaz bir şanstı.

fi7

Oysa insan arıyor; şöyle bağıra bağıra cep telefonuyla konuşan bir memleketlisini 🙂

fi8

Ters bir “V” çizdik bu şahane fyord turunda. Bir ayağı Aurlandsfyord’du öbür ayağı ise Naeroyfyord.

fi9

Önce oturacak yer bulamadık, sonra yağmur yağmaya başlayınca herkes içeri girdi.

fi12

Naeroyfyord’u UNESCO  Dünya Miras listesinde.

fi10

Aurlands ve Naeroy fyorları, Norveç’in en uzun fyordu Sognefyord’un kısa kollarından ikisi.

fi11

Tatlı, tatlı ıslandık çocuklarımızla usul, usul yağan yağmurun altında.

flam1

Denizin rengi muhteşemdi.

flam3

Naeroyfyord’u Frozen filmindeki Arendelle ülkesinin esin kaynağıymış ne hoş!

flam6

Fyordlar, bir kaç vadide kurulmuş yerleşim yerleri dışında yaklaşık 1800 metre yüksekliğinde dağlarla çevrilmiş şahane bir doğa parçası.

flam8

Şurada yaşamak nasıl olur? Bir balıkçı kasabası…

flam10

Aurlands ve Naeroy fyordlarının her biri yaklaşık 17-18 km uzunluğunda.

flam15

National Geographic Traveler Magazin, Norveç fyordlarını  UNESCO  Dünya Miras listesinde en iyi korunmuş yer olarak oylamış. Lonely Planet ise yaşam boyu yapılacak 8 yolculuktan birisi olarak seçmiş fyord turunu.

flam14

Kayaking, fyord atraksiyonlarından biri.

flam16

Ne zaman yabancı bir misafirimiz olsa mutlaka evde ağırlamak isterim. Geleneklerimizi, yaşam tarzımızı merak ederler diye düşünürüm; çünkü ben şu evlere bakıp bakıp içlerinde yaşanan hayatları merak ederim. Günlük rutinleri nedir, ne yer ne içerler?

flam18

Toplam iki saat içinde  farklı hava koşullarına maruz kaldık.

flam19

Sevgili eşim şu merak ettiğim evlerde yaşanan hayatlarla ilgili beni aydınlattı. Öğrencilik yıllarında bir kaç hafta kaldığı Norveç’te Norveç’li bir aileye misafir olmuş. Anılarında bir türlü doymayan karnı, sürekli yenen patates ve balık öyle bir yer etmiş ki…

flam20

Yaşasın üşüyeceğiz!  diye bavula doldurduğum montlar, kazaklar sadece fyord turunda biraz işe yaradı.

flam22

Bütün bu manzaralar kitap okurken çok işe yarıyor. Canlandırma….

flam23

Renkler, sessizlik, hava …. Bol bol dua ettim. Çok yakın hissettim:))

flam24

Keçilere bile imrendik. “Onların da şanslısı var.” dedik.

fyort

Yolculuk sona erdi. Gudvangen’den otobüse bindik ve  Voss’a kadar yaklaşık bir saat neredeyse 70 derecelik bir açıyla aşağı doğru tek yönlü bir yoldan indik. Keskin virajlar ve eğim korkutucuydu; ama neyseki yol boyu gördüğümüz şelaleler biraz rahatlattı bizi.

voss

Onlarcası…

voss1

Voss – Bergen Treni 1 saat sürdü.

Bergen’de bizi bekleyen zor gece….

Stockholm Archipelago’su, Vapiano, Radisson Blu Waterfront…

Öğrenmenin yaşı yok! Archipelago adalar zinciri ya da grubu demekmiş. 🙂 Arkipelego okunuyor.

ar5

Stockholm Archipelago’su için küçük bir feribot’a  bindik.

ar2

Stockholm Archipelago’su; İsveç’in en büyük, Baltık Denizi’nin ikinci büyük archipelagosuymuş.

ar1

 80 km’lik bir alan boyunca yayılmış, otuz bin adadadan oluşmuş Archipelago.

ar3

50,000 civarında yazlık ev var adalarda; tabii ki kıyıda yatlar… Dünyanın 7. en zengin ülkesi olunca haliyle :))

ar4

Feribot’ta bir rehber, yol boyu evleri, adaları anlattı.

ar6

Vaxholm, Archipelago’nun en büyük yerleşim yerlerinden biri. Tur boyunca sadece Vaxholm’da mola veriliyor. İsteyen inip vaxholm’ü keşfedip sonraki feriyle dönebiliyor.

ar8

Soğuk Savaşın, yani 1990’ların sonuna kadar Stockholm’ün korunması adına adalarda askeri birlikler bulundurmuşlar.

aa

Stockholm’de bizi en mutlu eden şey 2. gece kaldığımız Radisson Blue Waterfront otel oldu. “Yaşasın!!!” dedik. odaya girince. İlk kez yıldızını hak eden bir otel, manzara nefis, nespresso kahve süper…. Dünyanın en prestijli otel dizaynırlarından biri RPW Design dizayn etmiş odaları. Bir köşede duran hardal rengi deri koltuk ve üzerindeki işlemeli yastık bile tek başına bir renk katmıştı odaya.

vapi

Stockholm’de 2. gece cennet gibiydi 🙂 Hem otel, hem akşam yemeği yaşadığımız bir kaç günlük hayal kırıklığına ilaç gibi geldi.

vapiiii

Vapiano, İtalyan sevenler için bulunmaz bir fırsat. Kapıdan girer girmez herkese birer kart dağıtıyorlar. Herkes kendi siparişini kendisi veriyor. Açık mutfak, şef önünüzde, pizza istiyorsanız istediğiniz malzemelerle pizzanızı yapıyor.  Makarna  istiyorsanız, seçtiğiniz taze makarnayı gözünüzün önünde suya atıyor, o pişerken nasıl bir makarna istiyorsanız onun hazırlığına geçiyor. Çıkarken kartlara ne yazıldıysa onu ödeyip, bir de jelibon dolu kavanozdan bir miktar jeli alıp yüzünüzde memnun bir gülümsemeyle çıkıyorsunuz Vapiano’dan :))

vapii

Yediğimiz her şey son derece tatminkardı. Tatlılar kavanoz modasına uymuştu. Fiyatlar nasıl dı? çok hatırlamıyorum; ancak İsveç Norveç’e göre biraz daha ucuz.  Norveç’in ya da daha doğrusu İskandinav ülkelerinin diğer Avrupa ülkelerine göre daha pahalı olduğunu biliyorduk; ama durum hiç te TripAdviser’da okuduğum gibi 30 euro’ya ancak  bir mini pizza alınacak kadar  abartılı değil.

Stockholm, Skansen…

Norveç keşfimize iki günlük bir ara verip, bir sabah treniyle Stockholm’e gittik.stokholm tren

Enfes manzaralar eşlik etti yolculuğumuza.

stockk

Yine tren istasyonunun hemen yanında bir Radisson Blu (Royal Viking).

stoc

Bavulları odaya koyup hemen attık kendimizi sokaklara. Old Town’a ( Gamla Stan) yürüdük. O kadar kalabalıktı ki, o sıcak havada zorunlu bir keşif gezisi gibi hissettim. Hiç fotoğraf çekmeyişimin sebebi bu galiba 🙂

stocc

Tarihin bu kadar özenle korunduğu başka bir avrupa şehri görmedim. Paris ? Stockholm’e özgü küçük hediyelik eşyalar için Old Town en uygun yer; ancak genel anlamda alış veriş ihtiyacı için Stockholm’de Macy’s tarzı  çok katlı dükkanlar var. Ahlens en iyi örneklerden birisi.

dans

Akşam çocukları odada bırakıp Stockholm keşfine devam ettik. Bir parkta Frank Sinatra şarkıları eşliğinde dans eden, yaş ortalaması 80-85 civarındaki gençlerin dans edişini uzun süre hayran hayran izledik.

skan7

İkinci gün sabah erkenden Skansen’e gittik.

skansen

Skansen, dünyanın ilk açık hava müzesi.

skan10

Stockholm sınırları içindeki Djurgarden adasında 1891’de kurulmuş. İsveç tarihinin beş yüzyıllık bir dönemine tanıklık ediyorsunuz Skansen’i gezerken.

skan12

Gel de şu dönemde yaşamak isteme :))

skan1

Her bölgede farklı bir yüzyıl yaşatılmış. Evlerin içlerinde dönemin özelliğini taşıyan meslekler, mobilyalar, giysiler canlandırılmış.

skan11

Küçük Ev!!!

skan14

Laura Ingalls bir şeyler işliyordu 🙂

skan15

Okulun öğretmeni bizi kapıda karşıladı. Sıraların nasıl kullanıldığını, nasıl ders gördüklerini uzun uzun anlattı.

skan16

Kuzineli mutfaklar Karadeniz’de hala var. Giresun’da gördüğüm bir tanesinden çıkmak istememiştim. Kuzinede yanan fındık kabuklarının çıtır çıtır sesi büyülemişti beni.

skan2

En eski ev ondördüncü yüzyıla ait bir norveç evi: Vastveit Storehouse

skan18

Bu kadar soğuk ülkelerde dekorasyonda kullanılan renklerin  çok açık olması beni şaşırtırdı. İskandinav tarzı dekorasyonda beyaz hep başrolde.

skan19

Ağır bir kalsizm yok o yüzyıllarda bile.

skan4

Skansen, sadece tarihi evlerden, çiftliklerden ibaret değil. Harika bir hayvanat bahçesi var içinde.

skan9

Sadece İskandinav faunası değil başka yerlerden egzotik hayvanlar da getirmişler Skansen için.

skan13

Hayvanlar için üzülmeden bir hayvanat bahçesi gezmek güzelmiş! Doğala yakın ortamlarda yaşıyor hayvanlar .

skan6

Sincap dünyanın en sevimli hayvanı 🙂

sin

Bu küçük samimi sincap, Eren’in dondurmasından birazcık kapabilmek için ne numaralar yaptı :))

moose

a moose!

Skansen’den çıkıp Stockholm Archipelago turuna çıktık.

Norveç

   Birikmiş miller bu kez bizi Norveç’e kadar götürdü. Booking.com’dan Oslo otel rezervasyonu yaptık. Hiç planlamadan, hiç çalışmadan çıktık bu yolculuğa  ve tembelliğin bedelini fena halde ödedik 🙁  Yolculuk üç buçuk saat sürdü. Hava alanından trene binip 10-15 dakikada şehir merkezindeki Central Station’a  gittik. Radisson Blue Plaza’ya istasyondan bir köprüyle geçiverdik 3-4 dakikada.

osloooo

   Otel hiç fotoğraflarda göründüğü gibi çıkmadı . Kahvaltısı, çarşafları  beş yıldızlı; ama otelin kendisi en fazla dört yıldız. Daha sonra anladık ki otel konusunda Norveç yıldızı parlak bir ülke değil.

osloo

İlk gün Oslo’yu keşfe çıktık.

 osl2

Aker Brygge, Oslo’nun en çok turist çeken bölgesi. Burası bir asır boyunca tersaneymiş. 1982’de kapatılan tersane yerine Aker Brygge yeniden inşaa edilmiş.

osl1

Oslo Fyord’larının bir kolu olan Aker Brygee’in farklı mimarisi bambaşka bir dünya yaratmış Oslo’nun bir köşesinde.

osss

 Astrup Fearnley Müzesi, sanat galerileri, şık restoranları, balkonlarında oturmuş Baltık denizinin muhteşem manzarasını izleyen sakinleriyle Oslo’ya renk katmış Aker Brygge.

o8

Şahane bir mimari. Oslo’nun en büyük mimari projesini denizi doldurarak yapmışlar. Deniz binaların aralarında kanallar oluşturmuş.

o5

Kanalların denize açıldığı küçücük alanlarda insanlar denize giriyorlar. Eren’de Baltık denizinde yüzdü :))

o12

   İkinci gün Viking Ship ve Fram müzesini gezdik. Müzelere gidebilmek için limandan küçük bir gemiye bindik. Fram tam anlamıyla tarihte heycanlı bir yolculuk oldu. Anlatacağım uzun uzun.

v1

   Aynı gün Oslo’nun bir başka ucuna; Vigeland Park’a gittik.

v2

Gustav Vigeland’ın heykellerinin sergilendiği açık hava müzesi Vigeland Park.

v3

Vay be! Oslo Şehir Meclisi 1919’da  Gustav Vigeland için bir stüdyo inşa etmiş. Heykellerin her biri insanı duyguları anlatıyor: Öfke, aşk, mutluluk, hüzün….

v4

Üstelik bu müstehcen heykellerden daha çok yapsın diye desteklemişler. Olacak iş değil!

v5

Parkı gezerken  hep düşündüm,  bu park Türkiye’de olsa neler olurdu? Olmazdı biliyorum; ama olsaydı da sadece 1-2 hafta yeterdi bu parkı iffet müzesine dönüştürmeye.

v8

“Dünyada medeni olmak, ilerlemek ve olgunlaşmak isteyen herhangi bir millet mutlaka heykel yapacak ve heykeltıraş yetiştirecektir.” Kim söylemiş bu sözü?

v6

Norveç gezisine çıkarken o kadar ümitliydi ki, üşüyecektik, uzundur özlediğimiz kazaklarımızı, montlarımızı giyecektik.

osaile

Hayallerim suya düştü 🙁 Çocuklara şort, tişort satın alacağım gelmezdi aklıma.

osloaileee

Hatta bir gün hava o kadar sıcaktı ki Aker Brygge’deki Benetton’dan Eren’e bir mayo aldık. Hemen 100 m ilerde denize girdi. Hiç değilse o serinledi diye sevindik.

oslail

Oğlumu seyrettim. Uzun süre devam ettiği yüzme antremanlarının faydasını gördü yüzerken. Ben de uzaktan gururla seyrettim Eren’in Baltık Deniz’ine atlayışını.

osloail

Bu fotoğrafı özellikle çektim; bir gün resim yapmaya yeniden dönersem diye.

oslobiz

Aslında biraz kötü hissettim bu tatilde. Her zaman çalışır da giderdim. Çocuklara anlatırdım gezdiğimiz yerleri. Genelde yurt dışı tatillerini aylar öncesinden planlarız ve böylece bol bol zaman kalır plan program yapmaya. 

Oslo’da iki gün kaldıktan sonra fyord turuna çıkacaktık; ancak fyordlar için katılmayı planladığımız “Norway in nutshell” turunda yer kalmamıştı.  Biz de  sona sakladığımız İsveç Stockholm gezisini öne aldık.

Trenle İsveç’e giderken…

İsveç, Norveç…

İlk kez merak ettim, acaba ne sebep oldu çocukluğumdan beri Norveç hayali kurmama, neden Paris ya da Venedik değil de illa Norveç ? Ya okuduğum bir kitaptan etkilendim ya da bir filmden.

   Benim bu hayallerim,  sonsuz hayallerim  bazen hayal kırıklığına dönüşüyor.  :(( Yeni mezunduk, Lyon’da bir kursa katılmıştık iki kız. Kaldığımız süre boyunca her hafta sonu herkes gibi  biz de Paris’e gidiyorduk. Bir hafta sonu “Gel Paris yerine Marsilya’ya gidelim.” dedim. Çocukluğumda seyrettiğim Rock Hudson’lı siyah beyaz filmlerden biri Marsilya’da geçiyordu ve o sahneler yer etmişti hayallerimde. Hayallerimin peşinden gittiğim her yer beni hayal ettiğim sonuca ulaştırmadı malasef. 🙁  Hafta sonunu geçirmek üzere gittiğimiz Marsilya’da bir gün bile kalamadan kaçar gibi döndük Lyon’a.

   Geçen  sene karanlık bir kış günü, Ömer, WhatsApp’tan  nefis bir gemiyle çıktığı Tahiti tatilinin fotoğraflarını göndermişti. Yine kendim gitmiş kadar sevinmiştim ve o gün yazmışım bir kitabın arkasına ” Bizler çocukluk ve gençlik hayallerini süsleyen ülkeleri birer birer keşfetmiş yetişkin gezginleriz.” ODTÜ’nün yemyeşil bahçelerinde kurduğumuz gezi hayalleri gelmişti aklıma; yanılmıyorsam Ömer Finlandiya’yı görmeyi hayal ederdi. Hatta elçiliğe gidip broşür aldığımızı bile hatırlıyorum. Aradan yıllar geçti, hepimiz dünyanın farklı köşelerine dağıldık. Ömer sadece Finlandiya’yı değil neredeyse bütün dünyayı gezdi.

   İşte ben de, nihayet Norveç hayalini gerçekleştirebilmiş bir şaşkınım şu an 🙂  Biraz bıkkın, biraz yorgun, biraz hayal kırıklığı yaşamış  ama şu anda kara bulutların arkasına saklanmış, bulutların dağılmasını bekleyen yine mutlu anılarla kalbini doldurmuş bir düş gezginiyim. Hayal kırıklığımın sebebi: Anılarımda harika karelerle yer etmiş 8 günlük İsviçre gezisi. Daha güzeli yok anladım 🙂 Bıkkınlık sebebim bir sonraki postta resimlerini yayınlayacağım küçük kemiricim EREN

Norveç ve İsveç gezisinin notlarından önce güzel bir kareyle ipucu vereyim :))

bergen

 

 

 

TATİL

Gidiyorum. Yakıcı bir temmuz sıcağını geride bırakıp, bir İskandinav baharına kanat açıyorum.   Bonapple’ın vanilya kokulu  kızlarını, iki ev ve iş arasında yorgun düşmüş ruhumu,  bütün diyetleri, geride bırakıp tatile gidiyorum.  iki pantolon, iki kazak hepsi bu. Bol bol fotoğraf çekeceğim, çocuklarımla müthiş bir doğaya tanık olacağız, nefesimizi kesen bütün güzellikleri içimize çekeceğiz uzun uzun. Geçici bir süre için bütün zorunlulukları, sınırlamaları çıkaracağız hayatımızdan. çocukların diliyle söylemek gerekirse KOPACAĞIZ.

Nefis fotoğraflarla geri dönene kadar…

 

 

YAZ

  Son bir yılda ne çok şey değişti hayatımda. Yılların onca alışkanlığı bir yaz akşamı  sona erdi. Sabah gittiğim yol, yol boyu gülümseyerek selamladıklarım, “günaydın” dediklerim değişti. Güne nasıl başlıyordum? Sakin, dinlenmiş. Okunacak kitapların heycanı,  sevdiğim, bir zamanlar “mabedim” dediğim kitapçıda geçireceğim anların mutluluğu, akşama harika yemekler planlayarak yaptığım alışveriş, saçlarımda sıradan bir günün kokusu, çocukları toplayıp eve varışım….

Zamansızlıktan yakınmadığım günlerin ,ayların , yılların peşi sıra gittiğim yol, vardığım dört duvar, sohpetlerim, öfkelerim sevinçlerim değişti.

Şimdi uykusuz sabahlara uyanıyorum saçlarımda vanilya kokusu.  Okuyamasamda hala kitaplar yığıyorum başucuma. Başka alışkanlıklar koyuyorum eskilerinin yerine. Yeni yüzlere gülümseyip, başka başka kelimeler ekliyorum günaydının yanına sabahları.  Ellerimde hiç geçiremediğim bir tereyağı kokusu, hayatımın en zor sınavından geçiyorum; müthiş kokular içinde diyet yapmaya çalışıyorum mesela. Karnımda ziller çalarken, nar gibi börekleri tabağa diziyorum, fırından yeni çıkmış ekmeklerin çıtırtısını dinletiyorum etrafımda kim varsa, kurabiyelerle konuşuyorum tatlı tatlı.

Her yeni başlangıçta mutlulukta var, hüzün de; öfkede var,  sevinçte; ama en önemlisi hayatımın bu yeni sayfasında öğrenilecek çok şey var. Buradan da çıkarılacak, beni biraz daha ben yapacak yeni dersler var biliyorum.

Neyse, uzun süren bir ilkbahardan sonra sıcak yaz yüzünü gösterdi.  Hem de ne yaz! Kürşat Başar’ın “Yaz”ı. Üniversite yıllarımın müthiş satırları, büyülü ifadeleri , bu yaz yeniden hayatıma girdi.

“Beni büyüleyen her zaman sözcükler oldu. Bazı insanlar her şeyi görerek anlar. Bense hayatı, anlatılanlardan, kendi kafamda kurduğum cümlelerden anlamayı seçtim.” İşte bu “Yaz”ın beni etkileyen, içinde kendimi tanımladığım ifadelerinden sadece biri.

Kürşat Başar’ın bütün kitaplarını defalarca okudum. Beni büyüleyen sözcüklerin altını çizdim. Defterlerimin arkalarına yazdım. Arkadaşlarıma ezberlettim.

Şimdi “Yaz” büyüsüne kapıldım. Yeniden hayallere daldım. Çoktandır unuttuğum günlüğümün kapağını açıp yeniden okumaya, bir şeyler karalamaya  başladım. Kendime geldim bu “Yaz”  :))

 

Sitede yayınlanan fotoğraf, metin ve tariflerin tüm hakkı elvanbasustaoglu.com'a aittir. İzin almaksızın kopyalanamaz ve kullanılamaz.