Benim Hayal Defterim

İYİKİ DOĞDUN KIZIM


1 Ekim 2011

Bugün 14 yaşındasın, daha çok başındasın hayatın.

Bir tiyatro sahnesinde oynanan gerçek hayat oyununu, içine girmeden seyirci koltuğunda seyrediyor gibisin. Sahnede gördüğün ne acılar onları yaşayanlar kadar canını acıtıyor, ne de mutluluklar o kadar anlamlı senin için. Henüz nasıl bir şey olduğunu tam olarak anlayamadığın bu hayat oyununda rolün ne olacak hiç bilmiyorsun.

Senin yaşındayken nasıldı hayat ben çok iyi hatırlıyorum: Baba evinde hayat bir masaldı gerçek hayat oradan çıkınca başladı, masal sona erdi. Hayatla mücadele, mutluluk, acı, hüzün, payıma ne kadarı düşüyorsa tüm bunlarla yüz yüze gelip hızla büyüdüm ben. Hayat böyle başlıyor işte. “Hadi!” diyorlar sana, “yeterince seyrettin gördüklerinden dersler çıkarmayı başarabilmişsen daha şanslısın hazırlıklısın her şeye. Şimdi sıra sende! Çık ve oyna oyununu!”

Şimdi sen de yuvasında anne ve babasının gözetiminde kanatlarını deneyen, henüz uzaklara kanat çırpmamış küçük bir kuş gibisin.

Defne hayat bir oyun, başlıyor ve sona eriyor. Rolünü seçme şansın var mı? Galiba var.

En azından iyi olmayı seçebilirsin, düşünceli olmayı, nezaketi, çalışkanlığı, dürüstlüğü seçebilirsin. Biliyor musun hayat bir ayna gibi aslında. Nasıl bakarsan onu görüyorsun aynada, gülümsüyerek bakarsan aynadaki görüntüde sana gülümsüyor. Kısaca iyilik bekliyorsan iyi olmayı, anlayış bekliyorsan anlamayı, sevgi bekliyorsan sevmeyi, saygı bekliyorsan saymayı öğrenmelisin. Vermediğin hiçbir şeyi geri alamıyorsun hayattan. Bunu unutma.

Şimdi seni koruyabilmek adına herşeyi yapabilirim çünkü daha bu yaşta insan annesinin, babasının iyileştirebileceği yaralar alıyor. Tabii büyük acılardan söz etmiyorum, onları hiç yaşamaman için payıma düşeni yapıyor, her gece dua ediyorum Allah’a. Ama biliyorum ki, bu hep böyle devam etmeyecek. Bütün çabam hayattan daha az yara alman, kalbinin daha az kırılması, isyanlarının daha az olması için. İşte sırf bu yüzden sana kızıyorum, düzeltmeye çalışıyorum yanlışlarını. Bu arada ben de bir sürü hata yapıyorum, çünkü ben de hâlâ öğreniyorum. Bir gün tamamen öğreneceğim. O zaman ben de senin çocuklarının anneannesi olup, tıpkı anneannenin yaptığı gibi sessizce izleyeceğim ya da seni kırmaktan korkup eleştirmek yerine dersler çıkarasın diye kendi pişmanlıklarımı anlatacağım. O zaman sen de benim anneannene kızdığım gibi kızacak ve benden daha iyi bildiğini düşüneceksin ama yanılıyor olacaksın. Çünkü hayatta hiçbir ders tecrübe kadar öğretmiyor insana. İlla yaşayarak öğreniyor insanoğlu, öğütlerden nasihatlardan ders almıyor.

Kolay olmadı çocukluğun biliyorum, o güzel kristal kalbin çoktan ince çizikler aldı bile. Senin de hayatında unutamayacağın, her hatırladığında belki isyan edeceğin, belki de gözünden bir iki damla yaş akıtacak kadar canını acıtacak birkaç anın oldu bile. Ama hayat böyle Defnecim. Bir gün belki de, eğer kıymetini bilirsen sahip olduklarının, eğer şükretmeyi bilirsen, “ne yapalım büyümenin acılı taraflarıymış o yaşadıklarım, çok şey öğrendim onlardan” diyebilirsin. Yaşanan her şey, bir şeyler öğretiyor insana .

Defnem biliyorum bir gün bu deli akan sular durulacak, kristal gibi pırıl pırıl şeffaf bir kız olacaksın, yıllar geçtikçe derinleşecek ve durulacaksın, dilerim yolun hep güzel yerlerden geçer, sevgi ve mutlulukla akar upuzun yollar boyunca hayatın ve dilerim başka nehirler, başka ırmaklar katar hayatına. Hiç eksilmeden hep çoğalarak devam eder hayatının akışı.

Dilerim elini hiç bırakmaz Tanrı, upuzun ve sağlıklı bir ömrün olur, sevdiğin ve sevildiğin bir hayatın olur, yaşadığın hayata anlam katacak düşüncelerin eylemlerin olur.

Nice yıllara kızım, nice yıllara!

Elvan

Çikolatalı, tarçınlı çörekler….

Çikolatalı donut’la uğraşmak zor geldiğinde, aynı tadı verecek daha kolay bir tarif; çikolatalı, tarçınlı yumuşacık çörekler. Sıcak sıcak, daha çikolataları donmadan, yanında bir fincan kahveyle harika oluyor.

Malzemeler:

  • 1 kap süt
  • 1 dolu yemek kaşığı kaymak
  • 3 tatlı kaşığı kuru maya
  • 1+3/4 kap un
  • 80 gr tereyağ
  • 1/3 kap toz şeker
  • 2 yumurta
  • 150 gr bitter çikolata
  • 1 çay kaşığı tarçın

Nasıl yaptım?

Süt ve kaymağı, küçük bir sos kabında  kaymak eriyene kadar ısıttım. Büyükçe bir kaba boşalttım, biraz ılınınca mayayı ekledim, balon telle iyice karıştırdım. Yumurtanın bir tanesini, şekeri, unu ve tarçını ekleyip yumaşak bir kıvam alana kadar yoğurdum. Tereyağını küçük küpler halinde kesip hamura kattım. Tekrar yoğurdum. Hamur paramparça olup tekrar toparlandı, elastik ve parlak bir görünüm aldı.  Önceden bıçakla irili ufaklı kıydığım çikolataları hamura ekledim, homojen bir karışım olana kadar karıştırdım. Sıvı yağla hafifçe yağladığım bir kapta iki misli kabarana kadar ılık bir yerde ağzı kapalı olarak mayalanmaya bıraktım. Yaklaşık 1-2 saat kadar sürdü. Bu sürenin sonunda hamuru unladığım tezgaha koydum. Büyükçe bir dikdörtgen olacak şekilde elimle açtım. Dikdörtgenin uzun karşı kenarına çırptığım yumurtadan sürdüm. hamuru sıkı bir rulo yaptım. Yumurtalı kenar yapışmasını sağladı. 2’şer cm kalınlığında dilimler kestim. Fırın tepsisine 4-5 cm arayla yerleştirdim. Üzerini bir naylonla kapatıp, yaklaşık 1 saat kadar tekrar mayalanmasını bekledim. Süre dolunca üzerine yumurta sürüp 180º’lik fırında 25-30 dakika kadar pişirdim.

Bu tarifi bir brioche tarifinden adapte ettim. Aslında o kadar çok tarif deniyorum ki  bazen bir şeyler yapmak istediğimde ne yapacağıma karar vermekte çok zorlanıyorum. Denediğim tarifler içinde gerçekten yapmaya değer ve çok lezzetli olanları buraya yazıyorum.

Annie Leibovitz

Amerika’nın ünlü portre fotoğrafçısı Annie Leibovitz’in ikonik fotoğrafları..

Gus Van Sant - Sean Penn

Penelope Cruz - Woody Allen

Kate Winslet - Sam Mendes

Leonardo Di Caprio

Angelina Jolie - Maddox

Nicole Kidman

Hollywood

Hollywood

Mikhail Baryshnikov - Rob Besserer

Meryl Streep- John Patrick Shanley

Sarah Jessica Parker - Mr. Big

Jude Law

Kate Moss- Marc Jakobs- Justin Timberlake

Francis Ford Coppola - Sophia Coppola

Nicole Kidman

Clint Eastwood

Tom Hanks - Ron Howard

 

 

kıtır kıtır krakerler

Kepekli krakerler…

Nasıl bu kadar kolay bir tarif böyle lezzetli olur. “Less is more”  :))

Bir akşamüstü çayının yanında peynir çeşitleriyle nefis olur. Özellikle keçi peyniriyle çok iyi gidiyor.  Buz gibi bir beyaz şarap, güzel bir meyve tabağı,  naneli peynirle hazırlanmış  kraker kanapelerle  keyifli bir happy hour olur, hatta arkasından meyveli ve kekli fondü gelirse unforgettable hour olur :)))) 

Krakerlerin üzerindeki peynir annemin tarifi. Gündüzden hazırladığı bu peyniri aynı resimlerdeki şekilde bir tepsiye sıkar dolapta soğutur, yemekten önce yada yemek sırasında peynir tabağında ikram ederdi. Nasıl yapardı? Kaliteli bir beyaz peynir, peynirin üçte biri kadar tereyağ, kuru yada ince doğranmış taze nane ve toz kırmızı biberi çatalla çok iyice ezer, karıştırır ve krema sıkma torbasına doldurur,  yıldız uçla sıkardı.   

Krakerin tarifi:

  • 2 kap kepekli un
  • 1 tatlı kaşığı karbonat
  • 1/2 tatlı kaşığı tuz
  • 1/2 kap+1 yemek kaşığı yoğurt
  • 1/2 kap riviera zeytinyağı

Nasıl yaptım? KitchenAid’e attım tüm malzemeyi, iyice karıştırdım. Unladığım tezğahta incecik açtım. 3×3 cm’lik kareler kestim. 180°’de 15-20 dakika pişirdim.

Çay yanında kraker olarak yenecekse üzerine susam yada  parmesan içine biberiye yada kekik  koymak gibi seçenekler var. Kanepe olarak ikram edilecekse aklıma ilk gelen keçi peyniri ve üzerinde ızgara mini sebze parçaları.

♥ ♥ 

Elvan

Retro Gözler

60’lı yılların  göz makyajı…Ne kadar ağır görünse de, ne kadar çok uğraş gerektirse de bu göz makyajının güzel gösteremeyeceği göz yoktur galiba. Bu kadar ağır olmasına rağmen nasıl bu kadar romantik ve çocuksu gösteriyor?

Signe Vilstrup, Gertrud Hegelund’ın fotoğraflarını Margit Brandt için  çekmiş .

Twiggy  gelmezmi hemen akla bu makyaj stilini görünce.

İçimizdeki şeytan

İki günde bitirdim Sabahattin Ali’nin İçimizdeki Şeytan romanını.  İçinde:  İstanbul, aşk, hayal kırıklıkları, hüzün olan çok güzel bir roman İçimizdeki Şeytan.  Her zaman ki gibi altını çizdiğim satırlar oldu.  

Kitabın baş karakterlerinden biri olan Ömer,  hapiste geçirdiği zaman boyunca, kısa hayatının bir muhakemesini yapar ve  içimizdeki şeytanı öyle güzel tanımlar ki…..

“İsteyip istemediğimi doğru dürüst bilmediğim,  fakat neticesi aleyhime çıkarsa istemediğimi iddia ettiğim bu nevi söz ve fiillerimin daimi bir mesulünü bulmuştum: Buna içimdeki şeytan diyordum; müdafaasını üzerime almaktan korktuğum bütün hareketlerimi ona yüklüyor ve kendi suratıma tüküreceğim yerde, haksızlığa, tesadüfün cilvesine uğramış bir mazlum gibi nefsimi şefkat ve ihtimama layık görüyordum. Halbuki ne şeytanı azizim, ne şeytanı? Bu bizim gururumuzun ,salaklığımızın uydurması…. İçimizdeki şeytan pek de kurnazca olmayan bir kaçamak yolu…. İçimizde şeytan yok…. İçimizde aciz var…. Tembellik var….İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden dah korkunç bir şey: hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var… Hiç bir şey üzerinde düşünmeye, hatta bir parçacık durmaya alışmayan gevşek beyinlerimizle kullanmaya luzüm görmeyerek nihayet zamanla kaybettiğimiz biçare irademizle hayatta dümensiz bir sandal gibi dört tarafa savruluyor ve devrildiğimiz zaman kabahati meçhul kuvvetlerde, insan iradesinin üstündeki tesirlerde arıyoruz.”

Filiz sakın sen de üzülme

  ” Filiz Hiç Üzülmesin” Sabahattin Ali’nin objektifinden kızı Filiz’in gözünden bir yaşam öyküsü. Filiz Ali babası Sabahattin Ali’nin hayat öyküsünü anlatmış bu kitapta: mücadele dolu yıllarını, Marko Paşa serüvenini, okuma sevdasını, eserlerini ve Istıranca Dağlar’ında sona eren hayatını. Sabahattin Ali’nin hayatında kızı Filiz’in başka bir yeri vardır.Paşakapısı Cezaevi’den yazdığı mektupta  “üzülecek bir şey yok. Her şey düzelir, hele Filiz hiç üzülmesin..” diye seslenir küçük kızı Filiz’e.

” Namuslu olmak ne kadar zor şeymiş meğer!”  diye başladığı bir yazısı var ki Sabahattin Ali’nin, neredeyse yarım asır sonra hala bir şeylerin hiç değişmediğini görüp öfkeleniyor insan.                                  ♥    ♥    ♥

Biyografi okumak çok heyecan verici gelir bana.  Başarmış yada bir şekilde tarihin sayfalarına geçmiş insanların hayat hikayeleri nedense hep ilginçtir ve asla sıradan değildir.  Böyle kişilerin neredeyse tamamının travmatik bir çocuklukları yada gençlikleri vardır.  Sadece acıdan geçmeyen şarkı değil, acıdan geçmeyen hayatta tam olmuyor galiba.  Kitapçılarda en sevdiğim raflar biyografi kitaplarının olduğu raflardır.  Neden bu kadar çok severim biyografi okumayı, meraktan mı, öğrenmek için mi? bilmiyorum.  Biyografi kitaplarının çok öğretici olduğunu düşünürüm her zaman. İnsan sadece kendi yaşadıklarından değil başkalarının hayatlarından da ders çıkarabiliyor.

Bu kitabı okurken bir yandan kitabın hikayesine daldım bir yandan da aynı tarihte ve aynı mekanlarda yaşamış anne ve babamın da kitapta anlatılan hayatlar sürüp giderken oralarda bir yerlerde olduklarını düşündüm.  Filiz Ali’nin anlattığı Ankara annemin çocukluk ve genç kızlık Ankara’sı İstanbul’da babamın İstanbul’uydu.

Sabahattin Ali edebiyat tarihimizin önemli isimlerinden birisi.  Romanları gerçekçi ve etkileyici.

 Filiz tam senin için üzüldüğüm bir zamanda aldım elime bu kitabı, sonradan fark ettim kitabın adı ve yaşadığım anın tuhaf çakışmasını, “Filiz hiç üzülmesin”,  sen de üzülme Filiz.

mısırlı çedarlı kek

Yıllar önce yaşadığımız yerde, ikinci el kitaplar satan bir kitapçı vardı.  Kapıdan girer girmez eski kitap kokusu dolardı burnuma önceleri pek hoşlanmadığım bu kokukunun zamanla  müptelası oldum:)) Ne zaman eski bir kitap alsam sayfalarının arasına gömerim burnumu. Üzerinde sos lekeleri, notlar olan, sayfaları sararmış, kıvrılmış, kimisi 194o’larda basılmış, kimisi daha yeni öyle çok yemek kitabım varki..  Benim bilmediğim bir geçmişleri olan kitaplar onlar, en çok hangi sayfa açılmış ve dolayısıyla en çok hangi tarif yapılmış anlarım kolayca.

Mısırlı çedarlı kekte o kitaplardan birinden bulduğum, zaman içinde değiştirdiğim bir tarif.  İtalyan bir kadının belki de göçmen olarak geldiği Amerika’daki evinin mutfağında pişirdiği, heirloom recipes dedikleri nesilden nesile geçmiş bir tarif.

Malzemeler:

  • 1  kap rendelenmiş çedar yada taze kaşar
  • 1 kap  tane mısır
  • 1 + 1/4 kap mısır unu
  • 1 kap un
  • 1+3/4 kap süt
  • 2 yumurta
  • 3 yemek kaşığı süzme yoğurt
  • 50 gr tereyağ
  • 1 çay kaşığı karbonat
  • 1 paket kabartma tozu
  • 1 tatlı kaşığı tuz

Fırının ısısını 180°C’ye ayarladım. Bir kapta kuru malzemenin tamamını iyice karıştırdım. Başka bir kapta oda sıcaklığına gelmiş tereyağ, yoğurt ve yumurtaları çırptım.  Sütü ve kuru malzemeyi iki seferde ekledim. Homojen bir karışım elde edene kadar fazla olmamak kaydıyla karıştırdım. Mikserle işim bitti. Mısırı ve çedarı ekledim slikon kaşıkla karıştırdım. 25×35 cm’lik kalıbımın dibini yağlı kağıtla kapladım, kenarlarını yağladım, kek hamurumu döküp spatula ile üzerini düzelttim. 35-40 dakika pişirdim.

Çok çok çok lezzetli.

Kare şeklinde kesilmiş bir dilim mısırlı çedarlı kekin üzerine rende çedar koyup, fırının ızgara kısmında çedar eriyene kadar bekletip, harika bir tabak süslemsiyle (biberiye çeri domates)   başlangıç yemeği olarak ikram etsem nasıl olur? 

Parizyen şıklık

Fransızların 52 yaşındaki eski modeli ve still ikonu İnes de la Fressange’ın Parisian Chic kitabını ısmarlamıştım Amazon’dan, geçen hafta  geldi. Keyifle okudum.

  Kendi çizimleri  ve kızı Nine’ın moda fotoğrafları eşliğinde anlatmış, İnes de la Fressange, eforsuz şıklık, zamansız  güzellik ve stil sırlarını. Parizyen şıklık için yedi temel parça ve şık aksesuarların birbiriyle uyumlu karışımının formülünü vermiş kitapta.

Kitabın giriş kısmında Parizyen DNA’sını tanımlamış, “Parizyen stile sahip olmak için Paris’te doğmanız gerekmiyor. Parizyen stil bir ruh hali, bir tutumdur. Parizyen için moda tutku değil eğlencedir.”

Parizyen şıklıklığın sırrı nedir? sorusuna verdiği uzun cevap aslında sadece Parizyen şıklığın değil genel anlamda şıklığın tanımlaması.

 Bir parizyen aşırı lüksten hoşlanmaz, asla zengin görünmez, pırıltı ve marka logosu taşımaz.  Zamanını ve  parasını gösteriş için kullanacağı marka peşinde geçirmez.  Şıklık ve kaliteye önem verir.  Lüks tanımı: zevkli olandır, pahalı olan değil. Bir parizyen için giysileri kombine etmek bir suçtur. Karıştırır.  Bir Parizyen stilleri ve parçaları nasıl karıştıracağını iyi bilir. Şık ve ucuzun akıllı karışımı Bingooo!

  Parizyen özgür ruhludur, gidip aynı mağazadan etek ve bluz takım almaz.  Parizyen yeni markaları keşfetmeyi sever, özellikle yaratıcı ve karşılayabileceği tutarda olanları.  Bir Parizyen asla eteğinin kısalığından, elbisesinin darlığından yada yüksek topuklarından şikayet etmez. Muhteşem stilin sırrının  giydiği şeylerin içinde kendini rahat hissetmek olduğunu bilir.        

Bir parizyen gibi giyinmek için  10 kural.

1.Kotu spor ayakkabı yerine taşlı sandaletlerle giyin.

2. Kalem pantalonu yüksek topuklular yerine babetle giyin.

3. Payetli, pırıltı bir süveteri, etek yerine maskülen bir  pantalonla  giyin.

4. Pırlanta kolyeyi,  gece siyah bir gece elbisesi ile takmak yerine, gündüz bir denim gömlekle takın.

5. loaferları uzun salaş pantalonlarla çorapsız giymek yerine, kısalarla ve hatta çorapla giyin.

6.Bir gece elbisesini taşlı topuklu bir abiye ayakkabı ile giymektense, ultra sade önü açık bir sandaletle giyin.

7. İnci kolyenizi kısa bir elbiseyle takmak yerine bir rock’n’ roll tişörtle takın.

8. Desenli şifon elbisenizi  yeni babetlerle değil eskimiş botlarla giyin.

9. Şık bir ceketi fem fetal stilettolar yerine spor ayakkabıyla giyin.

10.Bir gece elbisesini, altın renkli bir gece çantası yerine, omuzunuza takabileceğiniz bir çantayla kullanın.

                                                            ♥ ♥ ♥ ♥

Kitapla ilgili yapılan söyleşilerde çok yaygın bir kaç moda suçundan  söz etmiş Fressange.

Modaya karşı işlenen  en kötü suç: plastik  şeffaf sütyen askısı kullanmak demiş ki, buna katılmamak elde değil. Sözde plastik  askı görünmüyor ama çirkin görüntü dikkat çekiyor. Genç kızlar pek meraklı bu askılara, üstelik görünen sütyen askılarından da kimse rahatsız olmuyor artık. 

Dudak kalemini de moda suçlarından biri olarak göstermiş, neyse ki benim gördüğüm kadarıyla kullanan yok etrafta. Aşırı aksesuar kullanma konusundaki benzetmesi güldürdü beni “fazla mücevher, eğer Hintli değilseniz, jaipur’da yaşamıyorsanız ve bir fil üzerinde evlenmiyorsanız asla iyi görünmez”

Bu mücevher konusunda küçük yaşlardan kullağımda kalmış bir anneanne öğüdüm var.  Anneannem ” bizim zamanımızda gün batmadan taş takılmaz, aynı anda üçten fazla mücevher takılmazdı”  diye dertlenirdi. Anneannemi düşününce bir sokak çocuğu gibi özensiz hissediyorum kendimi. Üzerinde eşofman, parmağında en irisinden pırlantayla gezen kadınları görünce  zamanımızı tanımlamak için bir kitap adını kullanıyorum.  Görgüsüzlük Çağı

                                                             ♥ ♥ ♥

 Fransız kadınını nasıl tarif edersiniz sorusuna,”Fransız kadını trentleri takip etmez, kendine yakışanı bilir, buda trentten çok stille ilgilidir. Gösteriş için değil kendisi için giyinir. Kendini iyi hissettiğinde zaten iyi de görünür.” demiş Fressange.

Neden Fransız kadınları zerafetle yaşlanıyorlar? sorusuna ise “çünkü Fransız kadını yaşını saklamaz gençlik takıntısı yoktur. Hiç bir şey bir kadını genç görünme takıntısından daha fazla yaşlı göstermez.”

Kitabı  Defne için  ısmarlamıştım, ikimiz için  okudum.

 

 

Sitede yayınlanan fotoğraf, metin ve tariflerin tüm hakkı elvanbasustaoglu.com'a aittir. İzin almaksızın kopyalanamaz ve kullanılamaz.