Benim Hayal Defterim

sonbahar

   Yeniden sonbahar.

   Yine yapraklar düşecek. Ben, ne zaman dans ederek etrafta dolaşan sararmış bir çınar yaprağı görsem;  Eren’in minicik elleri avucumun içinde, üzgün bir ifadeyle yüzüme bakıp, “ anne yapraklar neden yerinde kalmıyor? Onlar da ölüyorlar mı?” diye sorduğu o günü hatırlayacağım.

   Bütün yeşiller soluk bir sarıya bürünecek. Güne geveze kuşların cıvıltıları yerine, kepenklerin arasından geçen rüzgârın kızgın uğultusuyla uyanacağız. Güneş davetsiz bir misafir gibi sabah erkenden dolmayacak odamıza;  uzunca bir süre mesafeli bir ilişki olacak aramızda.

   Evimizin çatısındaki olukta yaşayan cıvıltılı aile, kışı bizimle gerçirmeye dayanacak mı  yoksa en baştan sürüye uyup kanat mı çırpacak  uzaklara?

   Göç yolu üzerinde evimiz. Bir iki aya kalmaz, karşıdaki evlerin çatıları yüzlerce kuşla dolacak: Guguk kuşları, serçeler, sığırcıklar, kırlangıçlar… Biraz dinlenip yola devam edecekler. Ben, bahçede dalmış bir şeylerle uğraşırken,  derinden gelen kanat sesleriyle şaşırıp kaldırıcağım kafamı göğe… İçimde çocukluktan kalma bir sevinçle “Yine gelin!” diye bağıracağım arkalarından binlerce kuşun.

   Çocukken göç sürülerini gördüğümde “anne kuşlar okuldan çıkmış ya da kuşların sineması dağılmış” deyişimi hatırlatacak annem o sırada yanımdaysa. Hava daha erken kararacak. Piyanonun tuşlarından yayılan melodiyle çılgınca yarışıp, beni kızdıran ağustos böcekleri susacaklar bir dahaki yaza kadar. Uzun yaz geceleri, yerini kısa kış gecelerine bırakacak. Bahçemiz, artık yılbaşı geçtiği için fişini çekip ışıklarını söndürdüğümüz, yeni yıl ağacımız gibi olacak bir dahaki bahara kadar.

   Artık bahçedeki ceviz ağacının kaç santim büyüdüğünden çok, Eren’in ödevlerindeki “Ali’nin boyu Mehmet’in boyundan 20 cm uzunsa…” diye başlayan problemlerin hesabını yapacağız beraber. Zorunluluklar düzenleyecek yaşantımızı; yeniden bahar, yaz olana kadar. Yatma saatleri, kılık kıyafet, boş zaman meşgaleleri hep belli kurala göre yapılacak.

   Önceleri yazın neşesi, sesleri, renkleri ve ışıltısından sonra hayat biraz siyah beyaz, biraz soğuk gelecek; ama zamanla buna da alışıp kışın neşesini bulup çıkaracağız diplerden, köşelerden yeniden. Tıpkı kazakları, hırkaları çıkardığımızda kaldırdığımız köşelerden unuttuğumuz bir kazak ya da hırkayı görünce sevindiğimiz gibi, şömineyi yakınca da sevineceğiz “bunu özlemişiz” deyip hayallere dalacağız alevlerin karşısında. Daha fazla beraber olacağım çocuklarımla.

    Eren uyumadan önce birbirimize kitap okumaya başlayacağız yeniden. Kuş sesi çıkarmaya, kuzu gibi meeeeelemeye kitaplardaki karakterleri oynamaya başlayacağım eskisi gibi. Hayallerimizi anlatacağız birbirimize. Sokakta, bisiklet üzerinde yorgun düşüp iki laf edemeden uyuduğu için bütün yaz hasret kaldığım oğluma kavuşucağım yeniden. Defne, akşam oldumu okulda ne olup bittiyse anlatacak bana. Ben tıpkı annemin beni dinlediği gibi sabırla dinleyeceğim onu. Arada bir kendimi tutamayıp “bizim zamanımızda…” diye başlayacağım o da “anne sizin zamanınız geçti” diye tıkayacak lafı ağzıma, gülüşüceğiz beraber.

   Gece, çatıya vuran yağmur damlalarının sesiyle kimbilir kaç kere uyanacağım uykumdan. Sonra kış gelecek, çocukluğumdan beri yılbaşı gecesi kar yağsın diye ettiğim duayı bir tek kelimesini bile değiştirmeden tekrarlayacağım yine. Kar her yere bembeyaz bir örtü gibi serildiğinde, -bir kış bebeği olmamdan mıdır nedir- mutluluktan içim pır pır edecek. Elimizde sıcacık tarçınlı bir salep, camdan seyredeceğiz usul usul yağan karı.  Sonra karın üzerindeki ayak izlerinin hangi hayvana ait olduğunu tartışacağız günlerce.

   Bir süre sonra bu defa da kıştan, soğuktan sıkılıp “yaz gelse artık” demeye başlayacağız. Çocuklar okul tatil olsun diye, biz postadan çıkan sarı zarftaki tohumları ekelim diye, baharı, yazı iple çekeceğiz. Yeni umutlarla hayat yeniden yeşerecek. Birbiri ardına kovaladığımız mevsimler gelip geçerken, hayatında geçip gitmekte olduğunu fark edip yavaşlatmaya çalışacağız zamanı; ama mevsimler yenilenirken duyduğumuz heyecan bastıracak takvimden eksilen günlerin, yılların hüznünü. Hayat yılların, mevsimlerin, ayların, günlerin ardı sıra akıp gidecek.

Elvan

BAYRAM TATİLİ

aspen river house by dj

    Romantik bayram tatili hayalim…

   Öyle ormanda yürüyüş yapmak gibi bir hayalim yok 🙂 Hayalim: Camın önünde elimde sıcak bir içecek, kıvırıp ayaklarımı rahat bir koltukta saatlerce seyretmek manzarayı. Çocuklar sakin :), şöninenin çıtırtısı, evin içinde tarçınlı portakallı bir koku, fonda kısık sesli piyanoda Nocturne  http://www.youtube.com/watch?v=x18Wxs9Ph64      Televizyon, telefon yok. Yemeklerin tamamı anne yemekleri, sadece sıcak çikolata soslu browniyi ekleyebilirim.

   Gerçek bayram tatili planım hiçte böyle değil 🙁 Yine hüzünlü bir İstanbul yolculuğu… Hüzünlü kısmı atlattıktan sonra bolca dinlenmem, enerji depolamam lazım. Zira dönüşte nefes almaya bile vakit bulamayacağım yeni bir sayfa açılacak hayatımda. Bu zor ama keyifli olacağını düşündüğüm yeni sayfayı, uzun uzun anlatacağım en kısa zamanda.

  Hepimize iyi bayramlar 🙂

 

NİCE YILLARA…

Bir çocukluk anıma dokundum dün. Umulmadık bir buluşma… Bir bir hatırladığım tatlar…

Defne’min doğum günü…

Yeni bir sayfanın bir adadaki ilk günü…

Büyük umutlar peşinde yorucu bir gün…

Bu kadar iyi insan bir araya geldi, tesadüfler belki tesadüf değil.  Karar vermek için bir kaç işarete ihtiyacım var; bunca işaret yetmiyormuş gibi 🙂

Farklılıklar

   Farkında olmadan büyüdüğüm  farklılıklarımızın farkına varmamız için neden bu kadar uğraşıyorlar?

   İhanet bu!

   Müslüman bir ailede büyüdüm ben.  Babam, gençlik yıllarında annemin  hazırladığı, etrafını dostların, akrabaların çevirdiği  keyifli sofralarda  rakısını içer; kimseleri incitmeden, kimseleri rahatsız etmeden ancak fonda çalan bir Türk sanat müziği şarkısına eşlik edecek kadar keyiflenirdi. Hala kullağımdadır yumuşak güzel sesi. Babam o yıllardada Müslümandı bugün de Müslüman. Tek fark, bugün dinin gereklerini tam olarak yerine getiriyor olması.  Doğrusu farklı yönlerden bakıldığında, ailemin  tanıdığım pek çok dindardan daha makbul birer Müslüman olduklarını düşünürüm her zaman.

   Çoğunluğu Müslüman olan ailemin içinde, farklı meshepten olan bir kaç  aile büyüğü vardı; belki bunu duymuş ve unutmuştum. Onlar vefat edip, defnedilinceye kadar da yeniden hatırlamamıştım. İstanbul’da defnedildikleri mezarlığa gidince tekrar hatırladım. Farklı mezheple kalsa iyi, farklı dinler var ailemde.  Baha’i dininin   mütevazi  eski Milli Ruhani Mahfil üyesi ve dış ilişkiler direktörü…Şimdilerde her hangi bir üyesi olduğunu söyleyen kuzenim, abim; ODTÜ yıllarımın unutulmaz anılarından biri. Fen Edebiyat Fakültesi Dekanı olduğunda ben çoktan mezun olduğum için üzülmüştüm. 🙂   Ölümünün üzerinden onca yıl geçmesine rağmen ne zaman adı geçse, insanların yüzlerinde beliren sevgi dolu ışıltıyı gördüğümde  “O benim eniştemdi” demekle gurur duyduğum Baha’i eniştem, teyzem ve onların çocukları.  Gerektiğinde Müslüman geleneklerine de, Baha’i gelenekleri de uymaktan çekinmeyecek kadar her dine saygılı kız kuzenlerim…  Yine farklı bir dine mensup kuzenlerim, kuzen çocuklarım.
  Ailemde bir  alevi kızı: “canımın canı”

   Geniş ailemizde farklı ülkelerden gelinler, damatlar..Şimdi hepimiz farklı ülkelere, farklı şehirlere dağıldık ama ne zaman bir araya gelsek, kültürel farklılıklarımızın yarattığı müthiş renkli soframızdan yükselen kahkahaların tatlı sesi yayılır her yere.

   Neden bütün bu farklılıklar hiç sorun olmadı?

   Kimsenin kimseye kendi inançlarını empoze etmeye çalışmadığı, birbirimizin birbirinden farklı geleneklerine saygı duyduğumuz bir aile kültürü oluşturan büyüklerin marifeti galiba bu çeşitlilik içindeki uyum.

   Ailemin dışına çıkacak olursam, orada da çok sevdiğim renkli kültürel farklılıklar var. En sevdiğim arkadaşım; dürüstlüğünden, sadakatinden hiç şüphe duymadığım insanlardan biri… Yeşil gözlü, kocaman yürekli bir Alevi kızı.

   İlk iş deneyimim ve Ermeni  patronum…  Hayatın tadını çıkarmayı seven, tatlı bir adam; komplekssiz, eğlenceli, komik. Ermeni bir arkadaş…. Derinden sevdiğim, hilafsız dünyanın en iyi insanlarından biri. ÇOK KOMİK

   Bir sürü Kürt kökenli arkadaş, komşu, ahbap…

   Süryani komşular…

   İstanbul’da Rumlarla, Ermenilerle, Musevilerle aynı mahallede  el ele, kol kola büyümüş, 6-7 Eylül olaylarının en canlı tanıklarından biri ve bu olay sonrasında Türkiye’yi terk etmek zorunda kalan gayri müslüm komşuları, dostları için hala üzülen  Müslüman babam. Madam teyzeden paskalya yumurtası boyamayı öğrenmiş, çocukluğumuzda her yılbaşın çam ağacı süsleyen, büyük bir şehrin caddesine din bilgini dedesinin adı verilmiş  müslüman bir ailenin kızı annem.

   Ne renkli bir hayat!  Farklılıkların yarattığı müthiş bir harmoni. Kimsenin bir diğerine bir şeyler empoze etmeye çalışmadığı,  hiç bir zorlamanın olmadığı, farklılıkların zenginleştirdiği bir yaşam.

   Son yıllarda birileri farklılıklarımız üzerinden yeni dünyalar yaratmaya heveslendiler.

   Mezhep ya da etnik farklılıklarımız üzerinden ayrıştırmaya çalışıyorlar bizi. Bu da yetmiyor üzerinde “bizden” ya da “bizden değil” yazan etiketler yapıştırıyorlar üzerimize. Farklılıklarımızın bir renk değil, bir kavga sebebi olması için uğraşıyorlar.

   Ben kendi payıma düşeni yapacağım. Hayatımdaki bütün farklılıklara sıkı sıkı sarılacağım. İnsana, sadece yüreğine ve vicdanına  bakarak değer biçeceğim. Çocuklarıma önce insan olmayı, sonra Müslümanlığı öğreteceğim.

 

MAVİ

  Bu günlerde  bir başkasının hayatında,  yaşamın ne kadar değerli olduğunu yeniden düşünür oldum. Gözyaşlarımı zor tutuyorum gözümün pınarlarında. Yaralı bir kedi görsem yolun kenarında, sel olup akacak biriktirdiğim ne varsa. Hüzünlü bir Haziran geçti, şimdi  hüzünlü bir Temmuz geçiyor hayatımdan. Mantıklı biri derhal bu durumdan çıkmak için çareler arar ama  benim gibi duygusal bir “balık” dibine vurmadan bırakmaz hüznü. Ne yapar? Anıların sıcacık örtüsünün altında saklanmak ister. Geçmişin tatlı anılarında iyileştirmek ister bugünün yaralarını.  Geçmişe yolculuğun tek hüznü:  Geçmişin geçmişte kalmış olması 🙁  Oysa mutlu anlar var orada. “şimdi bulsam bir yerlerden dünyalar benim olur” dediğim,  kaybına üzüldüğüm küçük değerlerim var.  Bir zamanlar delice sevdiğim insanlar var.  Masallarım, hayallerim var.

  Yaraya sürülmüş alkol gibidir hüzünlü bir zamanda geçmişe yolculuk;  ilk anlarda  yarayı daha da acıtır ama sonunda tedavi eder öyle bırakır.  Böyle zamanlarda:

Affan dedeye para saydım,
Sattı bana çocukluğumu.
Artık ne yaşım var ne de adım;
Bilmiyorum kim olduğumu.
Hiç bir şey sorulmasın benden;
Haberim yok olan bitenden.

şiiri düşmez dilimden. Hiç bir şey sorulmasın benden isterim, haberim olmasın olup bitenden.

  İşte saklanmaya ihtiyacım olduğu  böyle bir anda, tavan arasında buldum kendimi. Affan dedeyi arıyordum galiba 🙂 çocukluğumu buldum  onun yerine eski bir bavulun içinde.  “Haksızlık bu!” dedim. Hayatımın bir dönemi, babamın hediyesi bir elişi kutusuna sığmış. Daha kutuyu açmadan, o hediyenin beni günlerce nasıl oyaladığını hatırladım. Kutuyu açtım.  İçinden  günlükler, mektuplar, şiirler, kurutulmuş çiçekler çıktı.

  Geleceğe yazılmış mektupları yine açamadım. Tavan arasından çıkıp, fersiz bir ışık eşliğinde geceler boyu okudum küçük bir kızın çarpık çurpuk yazısıyla yazdığı günlükleri.  Ağladım, güldüm… “Ne komik bir kızmış bu yaa” dediğim de oldu, kırılgan kalbine üzüldüğüm anlarda… O küçücük bedenin içinde ne fırtınalar kopmuş.  Günlüklerini okuduğum bu küçük romantik  kıza yıldızlar kadar uzağım şimdi. Kendi satırlarımda bir başkasının hayatını okudum sanki. 

Sahi, bir ömre  kaç hayat sığıyor?

 Hüznün rengi mavi miydi?

BU HÜRRİYET HAZİN ŞEY YILDIZLARIN ALTINDA

Hiç bu kadar uzun süre boş bırakmamıştım  hayal defterimi.  Zor günler geçip gidiyor hayatımızdan; fırtanalı, hüzünlü günler. Elim varmıyor bir şeyler yapmaya, bir şeyler yazmaya bu aralar.

Çatımızın altında bir hüzün, dışarda  öfkeli bir fırtına.  Suskun ve yorgun ruhumuz.

Haksızlık bu!

Ne güzel söylemiş Nazım:  “Bu hürriyet hazin şey yıldızların altında.”

BİZİM KÜÇÜK ÇAPULCULAR

  Ben zaten tanıyordum bu çapulcuları; bizim evde bunlardan iki tane var 🙂  İlkeleri, prensipleri olan, entelektüel düzeyleri yüksek ama herşeyden daha önemlisi haksızlığa asla teslim olmayan, adalet duyguları keskin çocuklar bunlar. Yıllardır neler çektim ben bu küçük çapulculardan. Yeri geldi terbiye ettiler beni: “anne olman bana böyle söyleme hakkını vermez sana” dediğinde 7 yaşındaydı Eren. “Haklısın” deyip odama çıktım.  Yeri geldi okulda uğradığı bir haksızlığa beraber direndik Defne’yle. Bir Nisan günü okulunu değiştirdiğimde Defne 9 yaşındaydı. Fark etmemiştim o yıllarda; meğer haksızlığa boyun eğmemesi gerektiği mesajını almış o fevri bahar gününde.

  Bizim çapulcular dünyadan bihaber olmasınlar diye çok çabaladık. Yaşadığımız her sevince, her hüzne ortak ettik onları.  Köşe yazıları da okuduk beraber,  meraklı sorularına da uzun cevaplar verdik. Arada yoklama yaptık neyi ne kadar biliyorlar türünden. Daha anlamayacak kadar küçük oldukları yaşlarda, harika masallarla anlattı babamız dünyadaki gelişmeleri onlara; ben bile merakla kulak kabarttım “Bir zamanlar Bill Clinton adında bir Amerikan başkanı varmış” diye başlayıp anlattığı tarihsel komik masallara. “Darağacında Üç Fidan” kitabını başucumda görüp “Anne bu ne demek?” diye sorduğu bir gece, uzun uzun anlatmıştım Defne’ye Deniz’i.  Eline hiç kimsenin kanı bulaşmamış,  “Biz şahsi hiçbir çıkar gözetmeden, halkımızın bağımsızlığı ve mutluluğu için savaştık!” diyen bu gençlerin  kanına nasıl girildiğini anlatmıştım ona. Hatta  birlikte ağlamıştık.

  Kuralları her zaman  tatlı bir dille, bazen altını çizdiğimiz satırlarla anlattık onlara. Zamane çocukları, koşulsuz bir itaatin haksızlığa uğramış, bir açıklamadan bile yoksun bırakılmış kırgınlıklarını,  içinde biriktirerek büyüyen çocukları değiller. Onlar her kuralın arkasında mantıklı bir açıklama arıyorlar.   Kızgınlıkla söylediğimiz hiçbir şey hedefe ulaşamıyor.

  Mucizeler zaman alıyor. Meğer harika bir nesil büyümüş sessizce. Müthiş bir mizah anlayışları, olabildiğince kıvrak bir zekaları var. Teknoloji onların önünde çoktan dize gelmiş  ama hepsinden önemlisi bizim kuşağın yokluğunda kıvrandığı özgüven bu indigo çocuklarda  akla zarar bir seviyeye ulaşmış.

  Gurur duydum ben ülkemin çapulcularıyla. Artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacak anladım. Kaybettiğim ümitlerim Gezi Park’ında yeniden yeşermeye başladı.

Zor tutuyorum evde çapulcuları 🙂

Defne’m beni anlatmış resimlerle…

   Sabah, alt kattan gelen seslerle uyandım. Çocuklarım nefis bir kahvaltı sofrası hazırlamışlar benim için. Fonda annelerine teşekkür eden dört genç adamın güzel sesi, yanaklarımda öpücük izleri, kucağımda hediyeler….Dönen başım yüzünden o güzel sofranın tadına varamadım belki ama şükrettim Tanrı’ya bu gün için, telefonlada olsa annemin anneler gününü kutlayabildiğim için.

de

Defne’m harika resimlerle anlatmış annesini 🙂 Aslında biraz kafam karıştı kraliçeler yan gelip yatmaz mıydı? Neyse, sen de bizim kraliçemizsin annecim 🙂

DSC_6701

 Tamam sen koşmazdın belki ama  harika yüzerdin gençliğinde. Babam, “Esther Williams” derdi sana 🙂

DSC_6717

İş mutfak becerilerine gelince ben, senin yanında olsam olsam bir aşçı yamağı olurum 🙂

bu

Sen benim gibi Guns’N Roses dinlemezsin biliyorum ama  harika bir müzik zevkin vardır senin de. Dean Martin’in kadife sesine bayılırsın mesela 🙂

DSC_6713

Annecim sen de benim moda ikonumdun. Siyah dantel ayakkabılarını, dantel eldivenlerini şimdi artık Defne saklıyor dolabında.

fön

Seni bigudilerle gördüğümü hiç hatırlamıyorum 🙂

Anneler günün kutlu olsun annecim.

Teşekkürler Defne’m harika bir anneler günü hediyesi verdin bana ♥ ♥ ♥ ♥…….∞

17

DSC_6682

Acılarımın, hüzünlerimin, mutluluklarımın en yakın tanığı, bazen sebebi… Hayat arkadaşım.  Aslında en doğru tanımıyla hayattaki en yakın dostum…..17 yıl geçirdik beraber. Çocuklar getirdik dünyaya, birbirimizi büyüttük, birlikte katıla katıla da güldük,  gözyaşlarımızın selinde de boğulduk.

DSC_6681

Benim çocuk ruhlu, iyi kalpli sevgilimle hiç küs kalmadık. En kızgın anlarımda bile beni güldürmenin bir yolunu buldu o. Aslında işin sırrı: sınırlarımızı hiç zorlamadık; uçurumun kenarını,  bir adım daha atarsak düşeceğimiz  noktayı bildik her zaman.  İzi ömür boyu kalacak kötü sözler, hüzünlü anılarımız olmadı.

DSC_6685

Bu kahredici erkek egemen dünyada beni hiç geride bırakmadın sen.  Sırf bu yüzden sevgilinle barışık güzel yıllar yaşadın. Güzel anılar bırakacağız dünyaya, çocuklarımıza….

DSC_6684

Daha nice yıldönümlerinde, evin içinde hangi odaya gidersem  yanımda taşıyacağım pembe güllerimi, içim mutlulukla dolsun diye…  Her gün suyunu değiştireceğim, erken solmasınlar diye…  Camın önünde bırakacağım,  gün ışığı alsınlar, ömürleri uzun olsun diye…..İnan bana özenle, sevgiyle koruyacağım, hiç solmasınlar diye. ♥ ♥ ♥ ♥…….∞

rod stewart

   Hayatımın bir dönemi kapanış hazırlıkları yaparken, yeni bir dönemi bir an önce açılmak için heyecanlı bir bekleyiş içinde duraksız çalışıyor. Hüzün, mutluluk, heyecan her şey o kadar birbirine girdi ki…. Kafamdaki karmaşaya kulaklarımı tıkamam için baskı yapıyor kalbim. Aklım ve  kalbim elele verip bedenimi korumaya aldılar galiba 🙂 Yıllardır bana türlü oyunlar oynayan bu ikili,   didişip durmanın bir işe yaramadığını anlayıp birlikte hareket etmeye karar verdiler sonunda; oysa  düşünmem, hesaplar kitaplar yapmam gerek. Birinin iyimserliğine, diğerinin kurnazlığına bu kadar ihtiyacım varken nedir bu boşvermiş iyimserlik?

   Küçük mentorum beni de, hayatımı da değiştirdi. 15 yaşındaki kızımın umursamazlığını ödünç alıp, her şeyi akışına bıraktım. Hem de  mutlu bir teslimiyet içinde. Böylesi daha iyi galiba…Eski ben olsaydım  uykusuz gecelerin sabahlarını bulurdum son günlerde.

-Anne evrene kulak ver, iyi düşün iyi olsun. Hiç bir şey tesadüf değil.

Sabah küçük mentorumun telkinleriyle bindim arabaya. Yine de kafamda  onlarca soru yol alırken, radyoda  Rod Stewart’ın sesini duyar duymaz,   beynime doluşan kalabalığı bir kenara itip kulak verdim şarkının sözlerine.

Let’s don’t worry about the future or nothin’ else

’cause just like the music’s sayin’ you gotta take chances

Go ahead just do it and trust yourself

Şaka mı bu? Lise yıllarından beri hayranı olduğum, neredeyse bütün şarkılarını ezbere bildiğim, serseri görünüşlü iyi kalpli adam evrenin sesi olsun.  Yok artık bu kadarı da fazla!  Bir sürü şarkı çaldı radyoda  duymadım bile…

There’s a soul in the city

Saying everything’s gonna be all right

İyi düşün iyi olsun. Her şey güzel olacak.

They wish us luck but they think we’re just dreaming

Let’s prove them wrong baby

’cause you know what luck is luck is believing you’re lucky

That’s all and showing just a little bit of faith

Yaşımız kaç olursa olsun, içimizde hep çocukluktan beri süre gelen bir masal vardır ya, hani bazen saçma sapan şeylere bile inanırsınız sırf bu masal yüzünden. Bana vefa borcunu  evrenin sesi olarak ödedi Rod Stewart 🙂 Daha kısa bir süre önce çocuklara Baby Jane’i ezberletmiş ve hatta arabada dört bir ağızdan bağıra bağıra söyletmişken.

Her şey iyi olacak.  Şans, ona inananlar için var.

Bazen bir şarkı nelere sebep oluyor değil mi?

Sitede yayınlanan fotoğraf, metin ve tariflerin tüm hakkı elvanbasustaoglu.com'a aittir. İzin almaksızın kopyalanamaz ve kullanılamaz.