Benim Hayal Defterim

Şimdi sen de paris’tesin.

  Paris, bir otel odasına kapatılmış, Hugo okuyup çikolata yiyen o inatçı cocuk olacak, sizin Paris’i keşfetme tarzınızda; benim içinse, Louvre’un merdivenlerinin tepesinde Samothrake Nikesi’ni, babamın bana güzelliği öğretmiş olduğu o zarif heykeli gördüğümde akıttığımız gözyaşları olacak. diye anlatır  Maria  Kodama, Borges’le birlikte yazdıkları Atlas’ın son değişinde Paris’i.

   Benim Paris’im: Kalbimde süren mevsim  ilkbahar olmasına rağmen, bana  her defasında kasvetli, soğuk yüzünü gösteren bir kış ya da sonbahar resmiydi.  Metro müzisyenlerinin akordiyonla çaldıkları şansonlar kulağımda, uzaktan bakıp dilek tuttuğum  bir hayalin  içinde, üstelik en güzel yerinde; Champs-Elysees’de, hoplaya zıplaya yürüyen bir genç kızın içine sığmayan bir mutluluktu benim ilk Paris’im.  

    Seine Nehri kıyısında açıp kollarımı Jo ( Audrey Hepburn) gibi “Bonjour Paris” diye selamlamaktı Paris’i.   Nereden bakarsananız bakın hep çok yakın gibi görünen Eiffel’e saatlerce yürümek, nihayet varınca, atlı karıncada çılgınca dönerek kutlamaktı varışı.  Avenue Montaigne’da ünlü bir markanın vitrinindeki gelinliğe bakıp hayal kurmaktı… Saint Germain’deki ikinci el kitapçılarda soluklanmak,  Aşk köprüsü Alexandre III ‘den  geçerken yanımda olmasını hayal ettiğim sevgiliyi anmaktı.   Cafe Le Madrigal’de bir kahve molası verip, Esmeralda ile  karşılaşma hayaliyle Notre Dame’a doğru yola çıkmaktı.   Montmartre’da bir resamın tuvali üzerinde parmaklarıyla yaptığı dansa dalıp gitmek,   Sacre-Coeur’un merdivenlerinden çekmek Paris’i içime.  

    Brasserie Lipp’te, oturduğum sandalyede daha önce ünlü bir devlet başkanının oturduğunu öğrenince, üzerime çöken ağır havayla dalga geçen  arkadaşlarımla birlikte anın tadını çıkartmaktı.    Eski müdavimlerin her an kapıdan gireceklerini hayal edip, ayırmadan gözümü kapıdan beklemekti; Hemingway’i,  Camus’u,  Proust’u.  Bir yandan da boş ver yazarları, sadece Yves Montand gelse en genç haliyle deyip dalga geçmekti kendimle.  Elimde bir Fransız bageti, boynumda ipek bir eşarp yağmurlu bir havada  Boulevard Haussmann’dan otele doğru yürümekti.  Galeries Lafayette’in  muhteşem kubbesinin altında, bir alış veriş deliliğinde kaybetmekti kendimi.   Louvre’da Monalisa’nın gülümseyen gözleriyle karşılaştığımda içimi dolduran  memnuniyetti benim ilk Paris’im. Operanın  muhteşem görüntüsünde;  sahnede Carmen’ i, locada  soylu kalabalığı hayal etmekti Paris..  Pompidou’nun bahçesindeki dev kırmızı dudağın fışkırttığı sudaki ışıltıydı Paris.

Sevdiğim filmlerin,  kitapların izini sürmekti Paris benim için.

Lyon’da geçirdiğim uzun haftaların, hafta sonu kaçamaklarıydı Benim ilk Paris’im.  Bir hayali gerçekleştirmenin keyfini yaşayan üç mutlu gencin büyülü, romantik şehriydi Paris.

Sen nasıl anlatacaksın Paris’i?   Daha sonrakiler ilki gibi derinden etkilemeyecek seni.  Seveceksin Paris’i her zaman ama o ilk karşılaşma anının heyecanı gibi olmayacak diğerleri…

Şimdi sen de Paris’tesin….

Elvan

Yorumlar

  1. Bensu dedi ki:

    Ne güzel anlatmışsın, orada olmak istedim…:) sevgiler

Yorum Yazin

*

Sitede yayınlanan fotoğraf, metin ve tariflerin tüm hakkı elvanbasustaoglu.com'a aittir. İzin almaksızın kopyalanamaz ve kullanılamaz.