Benim Hayal Defterim

Bu Bahar…

DSC_7091

Bahçemizde bu bahar bir çiçek denizi var.

DSC_7079

Bol yağmurlu  bahar gülleri çoşturdu.

DSC_7083

Çayır, çimen yemyeşil.

DSC_7090

Hanımellerinin içindeki arıların vızıltısı sessizlikte bahçede bir uğultu yaratıyor.

DSC_7088

Yalova’dan gelen güller bahçemizin en güzelleri.

DSC_7080

Keşke bütün çiçekler beyaz olsaydı; ama o kadar çok hediye çiçek geldi ki, seçme şansımız olmadı.

DSC_7082

Yağmur bol olunca  bahçe mantar dolu.

DSC_7084

Yoncalar …

DSC_7077

Kokuların en yoğun olduğu saatler sabah ve akşam saatleri.

DSC_7087

Reçellik güllerimiz bile var.

DSC_7081

Bonapple

  Bir kaç aydır Benim Hayal Defterim’e fazla bir şey yazamadım. Elif’le ikimiz yaklaşık 2 yıl önce karar vermiştik; küçük, sevimli bir dükkanda tarif defterimizi dolduran onlarca tarifin birbirinden güzel kokusunu sokaklara yaymaya. Tam da böyle oldu; Bonapple’i açtığımız ilk gün, bizim tatlı hamilemiz Ebru “Sokakta tereyağı kokusunu aldım” diye geldi. Ebru’yu ilk kez o gün tanıdık sonra bağımlısı olduğu tereyağlı ballı kurabiyelerden almak için 2-3 gün de bir uğradı.

elif

Şu kapıda gördüğünüz tatlı kız benim kız kardeşim Elif.

   Bonapple maceramız Kasım başında başladı; hem de anılarla dolu bir dükkanda. Küçük bir çocukken geldiğimiz Beste pastanesi ve sahibi Rıza amca… O günlerde birisi “yıllar sonra burada sizin de bir pastaneniz olacak” deseydi ne düşürnük acaba?  3 ay sürdü hazırlık aşaması; kolay değil 50 yıllık bir bina… Hem zevkli, hem de yorucu bir süreç sonunda Bonapple nihayet, 17 Ocak’ta çocukluk anılarımızda yer etmiş küçük bir dükkanda  açıldı.  Yıllar öncesinin Beste Pastanesi bu gün artık Bonapple. Beste Pastanesi ve sahibi Rıza amca geçmiş yılların tatlı birer anısı bizim için. Ne güzel olur bugünün çocukları da büyüdüklerinde bizim Beste Pastanesini sevgiyle andığımız gibi Bonapple’ı ansalar; hatta onların damaklarında da bize ait tatlar hiç silinmeden kalsa; ama daha da güzeli Bonapple sonsuza dek hiç kapanmasa….

Yakında Bonapple fotoğrafları paylaşacağım 🙂

Mart

Mart benim ayım.

charles

HEDİYE

   Doğu kültürü ile Batı kültürünün elbet görgü kuralları da farklıdır ve bu farklardan biri, armağan sunup almak biçiminde kendini gösterir.
Batı kültüründe, mutlaka paketlenmiş, tercihen de güzel bir ambalaj içinde sunulması gereken armağan, getirenin önünde açılır. Eğer yiyecek, içecek türünden bir hediye ise getirene de diğer konuklara da ziyaret sırasında ikram edilir. Özel bir eşyaysa beğendikten ya da beğenmiş gibi yaptıktan sonra teşekkür edilir ki, zahmet edip alan, sevindirdiğini görsün… Bu görgü kuralının elbette bir riski vardır. Daha güzel bir armağan getirene daha içten teşekkür edilmesi ya da beğenilmiş gibi yapılan armağanın pek de beğenilmediğinin belli olması. Ama ikramla kabul arasında, armağan hoşa gitse de gitmese de doğrudan, dürüst bir ilişki vardır.
Doğu görgüsünde, ambalajın çok da önemi yoktur. Açıkta sunulan armağana heyecanlanmak, getirenin önünde sevinmek, ayıptır. Zaten önemsizmiş gibi bakılmadan bir köşeye konur. Bazen naylon poşet içinde verilen özensiz armağan paketi ise getirenin önünde açılmaz. İster bir kutu lokum olsun, ister bir şişe içecek, servis yapılıp getirenle paylaşılmaz. Keza kişisel hediyelere de veren gittikten sonra ne getirmiş diye bakılır. Hoşa gidecek bir armağan aramak, bulmak ve almak çabasını gösteren konuk, sonucun zahmetine değip değmediğini, göze girip girmediğini asla bilemeyecektir. Ama arkasından, iyi ya da kötü bol bol konuşulacaktır.

   Mine Kırıkkanat’ın  28.08.2013  Cumhuriyet

   Yazıyı okuyunca ” annem yaaa” dedim. Anne öğretilerimizden birisi bu  hediye işi. “Hediye alıp verme insanın görgüsünü gösteren en önemli şeylerden biri” der annem.  Galiba bu hediye işinde de empati önemli kavram. Almış olmak için almak,  evdeki bir şeyi paketleme zahmetine bile katlanmadan birine hediye vermek, hatta  evdeki bir eşyaya etiket yapıştırıp, yeniymiş gibi paketleyip vermek bana korkunç geliyor.  Hiç vermemek sadece düşüncesiz olduğunuz sonucu yaratır; ama bu şekilde hediye vermek karşınızdakine bir sürü mesaj veriyor olabilir. Hediye önemli bir ifade şekli aslında…

FINDIKLI KURABİYE

DSC_6998

Malzemeler:

  • 220 gr terayağı
  •   1/2 çay bardağı pudra şekeri
  •  1 tatlı kaşığı vanilya
  • 1 + 1/2  kap un
  • 1/2 kap nişasta
  • 1 tutam tuz
  • 1 çay bardağı kırılmış fındık

   Tereyağı ve pudra şekerini KitchenAid’te 3-4 dakiaka karıştırdım. Vanilya, un, tuz ve nişastayı ekledim ve karıştırmaya devam ettim. En son fındıkları ilave edip son bir kez karıştırdım ve hiç beklemeden ceviz büyüklüğünde toplar yapıp tepsiye dizdim. Önceden ısıttığım 180 derecelik fırında hafifçe pembeleşene kadar pişirdim. Üzerine pudra şekeri serperek ılık ılık bütün odalara servis yaptım.  Ancak tadına bakabildiğim bu nefis fındıklı kurabiyelerin keyfini çıkaramadım 🙁

KURABİ YEEEEE!

DSC_6992

Mis gibi tereyağı, vanilya ve taze kavrulmuş fındıkla yapılmış bir kurabiye…

DSC_6996

Ancak tadına bakabildim. 🙁  Akşam çayımın yanına bir tane alayım diye mutfağa bir girdim ki kurabiye tabağı bomboş. Odaları dolaştım belki birisi bırakmıştır tabağında diye… 

DSC_6998

Tarifini yazacağım yakında. 🙂

GECİKMİŞ BİR VEDA

   3 ay geçti. Ne zaman aklıma gelse soruyorum kendime: Nasıl olup bitti her şey bu kadar çabuk, neden hiç olmamış gibi devam ediyor hayat? Böyle zamanlarda aklıma hep sevdiğim bir arkadaşımın annesini kaybettiğinde  “Aylarca her sabah uyandığımda annem artık yok dedim.” deyişi geliyor. Sonra can arkadaşımın buz gibi olmuş bedenine son kez dokunduğum o sabahı, bana ait şeyleride beraberinde götürdüğü sabahı hatırlıyorum.  Yıllarca kendi kendime kızdım onu bu kadar çabuk unuttuğum için. 

   Hepsi de hayatın ortasına düşmüş bir ateş gibiydi. Kimimiz için çabucak sönüp giden bir ateş. 

    Son yıllarda öğrendiğim en önemli ders:  Ne hayaller, ne planlar, ne var olana sevinmek, ne yok diye üzülmek….

   Hayat bildiğini okuyor.

  Üç ay geçti. Hayatın yakında ondan geçip gideceğini biliyorduk; ama bu kadar çabuk olacağını hiç tahmin etmiyorduk.  Bahçede oturup uzaklara daldığı o günü hatırlıyorum.  Yanına gidip, daha önce aramızda  sözcüklere hiç dökülmemiş bir yakınlıkla , bir samimiyetle  içindeki yalnız çaresizliğe katılmak istedim.  Bir süre onu uzaktan seyrettim. Dakikalarca aynı yöne baktı durdu. Sonunda kalbimdeki kırıkların üzerine basa basa yürüyüp gittim yanına. Karşısına oturdum.  Yemyeşil gözlerinde hayallerinin ışığı sönmüştü. Ben gözyaşlarımı tutmak için deli gibi bir mücadele verirken, onun bu kadar sakin kalabilmesine şaşırmıştım.

   Birkaç hafta sonra yine bahçede otururken “ Sadece anne şefkatine ihtiyacım var; ama o da yok biliyorum.” dediğinde bu sefer bambaşka bir hisle  kırılıp döküldü içimde ne var ne yoksa. Hiç bu kadar Çaresiz hissetmemiştim daha önce. Aramızda geçen yılların soğukluğu,  onun yüzüne her baktığımda eridi gitti.

   “ Bu bana bir ders mi, neden ben, sebep ne?” diye sorduğunda “ Bak sebep iki parmağının arasında.” demiştim elindeki sigarayı işaret ederek. Anlamsız bir hiçlikte anlamını bulmaya çalışıyordu başına gelenin. Sonradan  çok düşündüm. Sebebi ne olabilirdiki bu kadar çaresiz kalmanın,  ya da neyin dersidir ki  yarınları sayılı günlere uyanmak.

   Garip bir isyan var içimde. Hayat böyle hiçbir şey olmamış gibi, sanki daha kısa bir süre önce birinin yolunu kesmemiş gibi nasıl hiç umursamadan devam ediyor.  Her şeyin bu kadar çabuk normale dönmesi ihanet değil mi? Yoksa böyle düşünmek  isyan mı?

   Şimdi tek bir yol kaldı geriye  sadece dua etmek.  Huzurlu bir aydınlık, mutlu bir seyir için.  

YENİ YIL DİLEĞİM

   Son günlerde çok ihmal ettim hayal defterimi. Sakın hayallerimden vazgeçtim sanmayın! Tam tersi hiç bu kadar düşmemiştim peşine 🙂 Aslında uzun yıllar hayalini kurduğumuz tarçın , portakal, vanilya kokulu dükkanımızı açmaya karar verdiğimizden  beri gündüzlerim koşturmayla nefessiz, geceler eksiklerin yanlışların hesabıyla uykusuz geçiyor. Az kaldı, çok az. Yeni yılda yeni umutlarım var 🙂  

tumblr

Dileklerim için bir mum yaktım. 🙂

  Yola beraber çıktıklarım,  yolda beni bekleyenler…. Mutlu, umutlu, neşeli, sağlıklı, bol kazançlı bir yıl olsun 2014!

Fotoğraflar: Tumblr

Yılbaşı

Bu yıl ağacımızı çocuklar süslediler. Farklı bir tema ya da farklı bir renk uygulayamadık. Yıllardır süren bir sürü yeni yıl geleneğini yerine getiremedik bu sene. Defne doğduğundan beri her yıl yaptığım yeni yıl kurabiyelerini bu sene yapamadık. Ağacımızı süslerken fonda jingle bells çalmadık. Sıcak çikolatalarımız yoktu 🙁 Yılbaşı akşamı tamamlayacağız yarım kalan mutlulukları 🙂

21

22

23

25

26

27

29

24

Fotoğraflar: Pinterest

balkabağımmmm

   Lisa McDonald, hayat hikayesi müthiş bir romana konu olacak kocaman yürekli bir kadın. Patoloji uzmanı babanın kanser tedavisi gören doktor oğlu 🙁 tedavi gördüğü hastanede tanıştığı hemşireye aşık olur ve evlenirler. Kendi çocuklarına sahip olamazlar ama Dünya’nın beş farklı ülkesinden beş çocuk evlat edinirler. Biz onları tanıdığımızda sadece iki çocukları vardı. Neredeyse her karşılaşmamızda yeni bir çocuk haberi aldık. En son biraraya geldiğimizde, Çin’den küçük bir kız bekliyorlardı. Sonraki yıllarda, Cliff’in kanser yüzünden hayatını kaybeden ablasının Down Sendromlu çocuğunu evlat edindiklerini duyduk. cliff  Onlar, bizim hayatımızda unutulmaz anıları, yerleri olan insanlardan.  Durham ve Duke Universitesi, Cliff ve Lisa, Bülent abla ve İlhan ağabey, Züleyha abla… Evliliğimin ilk ayları….  Onlardan yardımlaşma ve dostluk üzerine çok şey öğrendik.  Hepsini sevgiyle, minnetle andım. ♥ Lisa’dan bardaktan boşanırcasına yağan bir yağmurda, çocukları sokağa çıkarmanın onlar için ne eğlenceli olduğunu öğrendim. Üstelik çocukların yağmurda erimediklerini kendi gözlerimle görmemde başka bir kazanç oldu 🙂 Bir de bu harika keki öğrendim. DSC_6951 Lisa’nın, defterimdeki 17 yıllık balkabaklı kek tarifi…

Malzemeler:

  • 1,5 kap un
  • 1 tatlı kaşığı kabartma tozu
  • 1 çay kaşığı karbonat
  • 1 tatlı kaşığı tarçın
  • 1 tutam tuz
  • 1 + 1/4  kap balkabağı püresi
  • 1 + 1/4  kap şeker
  • 3/4 kap sıvı yağ
  • 3 yumurta
  • 1/2 kap ceviz

   Hemen hemen bir pakete yakın balkabağını, yarım çay bardağı suyla kısık ateşte iyice yumuşayıncaya kadar pişirdim. Süzgeçte soğuyana kadar beklettim. Soğuduktan sonra tel süzgeçten geçirdim. Kuru malzemenin tamamını eledim. Derin bir çırpma kabında, yumurta ve şekeri 2-3 dakika çırptım. Yağı ve kabağı ilave edip en düşük devirde karışana kadar çırptım. Kuru malzemeyi ekleyip, homojen bir karışım olana kadar karıştırdım. En son cevizi ekledim, karıştırdım. Yağladığım, yaklaşık 40 x 25 cm’lik dikdörtgen kalıba boşalttım ve önceden ısıttığım 170 °C’lik fırında 25-30 dakika pişirdim.    Üzerine ölçüsüz klasik krem peynir kremamı yaptım. Krem peynir, peynirin yaklaşık 1/3’ü kadar oda sıcaklığında tereyağı, pudra şekeri ve vanilya. DSC_6955

Sitede yayınlanan fotoğraf, metin ve tariflerin tüm hakkı elvanbasustaoglu.com'a aittir. İzin almaksızın kopyalanamaz ve kullanılamaz.